HOME

RÖPORTAJ

BİYOGRAFİ

ÖZDEYİŞLER

ÖYKÜLER

TARİH

SEYAHAT

 

 
ÖĞRETİLEN ÇARESİZLİK
02/12/2010 - 12:05
Kahve Sohbetleri
KORHAN ATAOĞLU
Bu yazı internetten alıntıdır. Ne yazık ki, belgelerime kaydettiğimde yazarın ismini almamışım. Yazan kişinin emeğine sağlık diyorum. Yazı, o kadar güzel ki, hemen hemen tüm benliğimle katıldığım bu bilgileri paylaşmak istedim.

Hindistan’da filleri yetiştirmek için, onları küçücükken kalın bir incirle bir kazığa bağlarlarmış. Bu yavru filin bu zinciri koparabilmesi, kırabilmesi yada kazığı söküp atabilmesi mümkün değildir. Küçük fil önceleri bundan kurtulmak için tüm gücüyle uğraşır, defalarca dener ama sonucu değiştiremez, özgürlüğüne kavuşamaz.
Yıllar geçer, fil kocaman olur. Bağlı olduğu kazığın ve zincirin onlarca katına gücü yetebilir artık. Ama fil asla böyle bir girişimde bulunmaz. O özgür olamayacağına inanmıştır, artık kırılamayan şey, filin zinciri değil inancıdır. Buna psikolojide “öğretilmiş çaresizlik” deniyor.
Bunun başka bir örmeği de beş maymunla yapılan bir deneyde gözlenmiştir. Beş maymun kafese konur, üstün de bir muz demeti sarkıtılır. Muza ulaşabilmeleri içinde metal bir merdiven konur ve bir elektrik kablosuna da bağlanır aynı zamanda. Maymunlar sırayla muza ulaşmak için merdivene doğru giderler. Orada hepsini aynı son bekliyordur. Maymunlar merdivene tırmanmaya başlayanca elektrik verilir. Maymunlar şoka girer, yine de tekrar tekrar denerler, yine de birkaç gün içinde pes ederler. Bundan emin olan deney yapanlar, maymunlardan birini çıkarıp, yeni bir maymun konur ve artık elektrik verilmez. Bu maymunda muzları görünce içgüdüsel bir tavırlarla merdivene yönelir.Merdivene ulaşmadan diğer maymunların saldırısına uğrar, elektrik şokuna maruz kalmış maymunlar, yeni maymunu döverler. Böylece yeni gelen maymun da hiç şok yaşamamış olmasına rağmen, merdivende ve muzdan uzak kalması gerektiğini öğrenmiş olur. Daha sonraki günlerde, elektrik şokuna maruz kalmış başka bir maymun çıkarılır ve yerine yeni bir tane maymun konur. Doğal olarak bu yeni maymunda merdivene ve muzlara yönelir, ve kendinden önce konulan maymunun sonuyla karşılaşır. Ciddi şekilde dövülen bu maymuna karşı en saldırgan tavrı, hiç elektrik şokuna uğramadığı halde oradan uzak durmasını öğrenen maymun göstermiştir.
Bu iki örnekte “öğrenilmiş çaresizlik” kavramının ciddiyetini ve toplumdaki yansımalarını gösterir. Korku kültürünün insan yaşamındaki görüntüdür. Özellikle günümüz dünyasında medya denilen güçle insanlar işlenen duygu hep onun güçsüzlüğü ve acizliğidir.
Zamanında özgürlükleri için mücadeleye giren insanlara karşı uygulanan şiddeti insanları o denli başarılı bir şekilde yansıtılmıştır ki, hiçbir şiddete maruz kalmadığı halde her türlü özgürlük girişimine karşı tavır almış, düşman olmuşlardır. Giriştikleri mücadeleden acı çeken insanlar, yaşadıkları acılara rağmen bu acılardan dolayı özgürlük mücadelesinden kaçmış olmaları anlaşılır bir durumdur, acı çekmediği halde düşman olanları anlamak için ise bu örneklere ihtiyaç duyabiliriz.
Korku kültürünün toplumunda insanın özgür ve özgün olmasına asla izin verilmez. Bu işi şiddet uygulayan, egemen güç yapmaz ama, bunu korkuttuğu bireylere verir. Yani şiddete uğramayan, ama şiddete maruz kalanları izleyerek sindirilmiş, acizlik duygusu benimsetilmiş bireyler bu görevi yerine getirirler. Nereye hizmet ettiklerini ise asla farkında değillerdir. Bu insanların bu tavırlarını mantıkla açıklama girişimleri olacaktır. Bu girişimin adına “mantık uydurma sanatı” olarak değerlendirmek gerekir.
(Bu duruma rasyonelleştirme adı da verilir.Bu durumu açıklayan çok iyi bir örneği Eric Fromm’un Özgürlükten kaçış adlı yapıtından aktarmak istiyorum. A adlı birine hipnoz yapılır ve en yakın arkadaşı olan B’nin onun bilimsel çalışmasını çaldığı telkin edilir. Bunun telkin olduğunu unutması söylenir, uyandırılır. Daha sonra B de odaya çağrılır, en yakın arkadaşına gören A, birden B’yi kendi bilimsel çalışmalarını çalmak suçlar. Bunun için deliller sunar, mantıklı açıklamalarda bulunur. Oysa söyledikleri doğru değildir, A’nın bahsi geçen bilimsel çalışmadan haberi ve bilgisi dahi yoktur. Medyanın söylediklerini kendi sözleri, düşünceleriymiş gibi sarılan, ateşli savunucularının yaptığı budur.)
Korku kültürüyle yetişmiş anne babalar çocuklarını yetiştirirken, içselleştirdikleri bu çaresizlik duygusunu da çocuklarına aktarırılar. Onun özgürlük çıkışlarını sürekli baltalarlar, mevcut olan kalıp-kimliklerden birine uymasını sağlarlar. Bu kalıp-kimlik sahibi olan insanın yaşamı çeşitli kalıplardan oluşur. Yapacakları yada yapmayacakları bellidir. Kendini bulmasına izin verilmediği ve asla kendisi gibi olamayacağına inandırıldığı için, çizilen yollardan yürür, yaşadığı koşullara ayak uydurmaktan, uyum sağlamaktan başka bir açılımı yoktur. İnsanın koşulları kendi lehine çevirebilme yetisi yoktur. Onun tüm başarısı, ona açılan yolda ne kadar ilerlediğidir. Başarılı insan, sınırlarına ne kadar sadık olduğu, ne kadar iyi boyun eğdiği ile ölçülür. .Kocaman bir fil olduğunda bile, anılarına yenik düşecek ve zincirlerini koparmak için hiçbir çabada bulunmayacaktır. Bunun yerine zincirinin güzelliğine hayran olmayı, boyunduruğuna methiye düzmeyi yeğleyecektir. Daha da vahim ise, bunun başka türlü olamayacağına olan katı inancı ve inadıdır.
İnsan psikolojisine hüküm etmek, aslında onu zincirlemekten daha kolay bir köleleştirme yöntemidir. Bunu fark eden egemen güçler, zaten bu uygulamaya yüzyıllardır geçmiş bulunmaktadır. Tek tek insanları zincirlemek yerine, onların ruhlarını köhneleştirerek, özgürlüklerinden kaçmalarını sağlayarak bunu başarmaktalar. Bu hem daha kolay hem daha az zahmetli hem de daha ucuz bir yöntemdir. Yaptığı başarılı psikolojik savaşımdan kazandığı başarı sayesinde, özgürlüklerini kaybetmiş insanları hapsedilenleri hücrelerin başına gardiyan diye yine kendilerini koyması gerçektende ciddi bir başarıdır. Ama bu başarı insanlık tarihi açısından müthiş bir yenilgi, çok ağrı bir darbedir. İnsanın hem tutuklu, hem de gardiyan olduğu hücresinden çıkarmak oldukça güçtür. Ona açılan yollardan, aydınlığa , özgürlüğe açılan yollardan çıkmasını engelleyen kendisidir. Çaresizliğine bu denli inanan, özgürlüğünden,kendinden bu denli kaçan, korkan bir kişiye korkunun, korktuğu şeyler kadar korkunç olduğunu anlatmak dünyanın en zor işidir. Ama imkansız değildir.
İnsanlık kazanacaktır. Nazımdan Nikbinlik şiirini dinlemek gerekir. İnsanların kendilerine inandıkları an, onları esir alacak zincirleri kırabilecek güce kavuştuğu andır. Başta medya olmak üzere, kendi saltanatları korumak, kendi lüks yaşamalarını sürdürmek isteyen güçlerin telkinleri ve hipnozlarının etkisi işte bu anda uçup gidecektir. Silahları, tankları, topları kenetlenmiş, inançlı insanlığın önünde zayıf ve anlamsız kalacaktır. Unutulmaması gereken bir şeyde bu tank ve topları, bombalar yağdıran uçakları kullananlarında insan oldukları ve onların da çok ağır bir psikolojik saldırı altında, hipnozda oldukları gerçeğidir. Kenetlenmiş, inançlı bir insan topluluğunda bu insanlarında kayıtsız kalmaları mümkün değildir. Kaç gün bombalanır ki bir yer, kaç tane insan öldürebilir ki bu silahlar… Bunlar yalnızca insanları korkutup sindirmeye yarar. Tüm insanlığı öldürebilirler mi? İnsanlara ihtiyaçları var bu egemen güçlerin. Hatta bu denli hırslı kimliklerin çok da sağlıklı olmadığını söylemeye gerek yok. Bu insanların kendilerini var etme biçimi, ortaya koyma biçimi; bşaka insanlara dayanıyor. Sadist bir ilişki için, kendini güçlü hissetmek için kendini zayıf hissedecek, kendisini zayıf hissedecek insan(lar)a ihtiyaçları var. Zenginlik dedikleri dünya nesnelerini kullanım hakkını tekellerinde bulundurmaları bile anlamsızdır bir başka insan yoksa. Onların kendilerini var kıldıkları nokta, diğer insanların onar için ettikleri hizmet etmesinden çok hizmet ediyor olmasındır.
Bir takım insanlar çıkıp, modern ve rahat bir dünya yaratmak için çalıştıklarını, tüm amaçlarını dünya insanlığını daha da ilerletmek, daha rahat koşullarda yaşatmak olduğunu öne sürebilir. Bunu için emek verilmesi gerektiğini, acılar çekilmesi gerektiğini, bedeller verilmesini öne sürebilir. Bu sözler çok mantıklı, akla uygn olmasına rağmen, çok dikkatle irdelenmelidir. Büyük ozan Göethe’nin Faust’unda olduğu gibi Şeytanla (Mefisto) işbirliği yapan Faust aynı şeyleri söylüyordu. Ama insanlığın mutluluğuna “modernizm” amaç edinerek ulaşılması mümkün değildir. İnsan mutlu olmak için nesnelere sahip olarak ulaşamaz. Mutluluk dünyanın ve yaşamın akışındaki mükemmeliğin içselleştirilmesidir. Ağaçları, dağların, deniz varlığının insanların mutluluğunu nasıl etkilediği anımsayalım. Modernizm bizim amaçlarımıza ulaşmak için, kendimize daha çok zaman ayırıp, daha çok kendimiz olmak için ihtiyacımız olan zamanı vermelidir. Oysa tersine, modernizm için insanla kendilerini ve tm zamanlarını veriyorlar Modern kapitalizm, insanları zincirlerle bağlamadan on saat, on iki saat çalıştırmakta. Bunu onlara kazandırdığı çaresizlik duygusu ile başarmaktadır. Yoksa kriz çıkar, yoksa işten atılır. Modern dünyanın ekonomik açılımları da ciddi hezeyanlarla doludur. Yapay bir ekonomik sistemin, insanın ortaya çıkardığı paranın esiri konumundadır, yapaydır.
Aşırı olduğu düşünülse de ekonomik değerler sil baştan yeniden algılanabilinir. İnsanlar modern dünyanın ürettiği araçlar olmadan da yaşayabilir, mutlu olabilirler. Bunu ispata gerek duyulmayan bir gerçeklik, aslında ispatı tarihin kendisidir. İnsanların yaşamın amacından uzaklaştığıdır. Yaşamın amacı yaşamak, insanın amacı mutluluk olmalıdır. Oysa insan sahip olma güdüsünün kamçılandığı, tüketim topluluğunun doyumsuzluğun içinde kaybolmaktadır. Tüketim toplumu, üretim toplumundan oldukça uzaktır Çünkü insanlar, üretim toplumunda , ürettikleriyle aynı zamanda kendilerini de üretmiş ve bir anlamda kendilerini var kılmıştır ki bu mutluluk değildir nedir. Emek veren insan, emeğin değerini bilir, kendi değerini bilir. Yaşamda ona sunulan, dayatılanlar arasında seçim yaparak değil, kendi seçeneklerini üreterek kendini bulur. Sunulanlar arasında seçim yaparak mutlu olunması mümkün değildir. Günümüz toplumunda ciddi telkinlerle tüketim pompalanmaktadır. Bir arabası olan kişi, daha sonra piyasa sürülen başka bir arabaya göz koymakta, ona ulaşma özlemindedir. Ona sahip olsa, ondan daha iyisi üretildiğinde, o yeni üretilene meyil edecektir. Bu sonsuz bir girdap yaratacaktır. Üretici kültürün egemen olduğu, üretim toplumda durum bundan uzaktır. Birey bir arabaya ihtiyacı varsa, yani yaşamını kolaylaştıracak, kendine daha çok zaman ayırabilecekse , yaşama daha çok katılabilecek ise gereklidir. Yeni bir araba, eski araba artık işlevini yerine getiremediği nokta da ihtiyaç olarak görülebilir. Yaşamın amacı sahip olmak değildir, yaşama dahil olmak, ondan haz almaktır çünkü. (Tüketim toplumunun insanlarında , aynı sahiplenme güdüsü duygusal yaşantısına da hakimdir. Karşısındaki insanla sevgi üretmek, kendilerini bulmaktan çok, birbirlerine kazandıracakları maddi kazanımları ve nesnel koşulları hesap edilerek kurulan ilişkilerin sağlam olması mümkün değildir. Daha kazançlı bir ilişki kurma imkanı elde eden tüketici, eski mukavelesini ,iptal etmekten yani ilişkisini bitirmekten bir an için bile duraksamayacaktır. Ticaretin yaşamımızı kazanmak için bir araç olduğu gerçeğini çoktan unutan bu saçma kültürünün insanları, ticareti yaşamın temek kuramı olarak kabul etmektedir. Ahlak ve ahlaki değerler yok sayılmakta yada umursanmamaktadır. Kendisi olmayı başaramamış bir insanın yaşamı böyle yorumlaması ve bu yorumu kendine ait sanması çok doğaldır. Çok yaşlı bir akrabanız var, yüklü bir parası, mirası var; yada küçücük bir akrabanız var, onun da çok parası var, ama kullanabilecek yetişkinlikte değil. Bu paraya, bu büyük servet ulaşmak için bu insanları öldürür müsünüz? Ölmelerini ister misiniz? Ölüm tehlikesi geçirdiklerini gördüğünüzde seyirci olur musunuz; yoksa kurtarmaya çalışır mısınız? Tüketim toplumun bu sorulara verdiği cevabı önemsemiyorum; çünkü yaşamlarındaki pratikte sürekli bu sonuçları doğuran eylemlerden birini ya yapıyorlar, ya yapılmasını sağlıyorlar yada buna göz yumuyorlar. Yaşamı parayla maddi olanaklarla açıklayan bu kitlenin yaşamı budur. Onlar mutluluğun değil, acısızlığın peşinden koşarken, günlük tensel hazlarla yaşamı sürdüren, kendisinin ve insanlığın düşmanlarıdır. Cezalarını yine kendileri, tercihleri verir, boşuna yaşanmışlık ve mutsuzluk duyguları. )
Başka türlü yaşam mümkün, insani değerlere sahip çıkarak daha mutlu bir dünya kurmak mümkün. Bunun için sağlıklı bireylere ihtiyaç olduğu bir gerçek. Ama insanlık bunu başarabilecektir. Belki bu gerçekliğinin gün gibi ışıması için zifiri bir karanlık yaşanacak ama gün doğacak yeniden...

Alıntıdır.


Bu Makale 2535 defa okunmuştur

 

 

Yazdır
Bookmark and Share

YORUMLAR

New Page 1
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

02/09/2013 - 20:58 ZENGİN OLMANIN KURALLARI

07/08/2011 - 21:31 KAHRAMANLAR

04/05/2011 - 14:14 DÜN DÜŞ, YARIN HAYAL

23/01/2011 - 02:07 Ümitvâr Olan Kazanır

02/12/2010 - 12:05 ÖĞRETİLEN ÇARESİZLİK

25/08/2010 - 17:26 DÜNYA "HAYIR" DESE DE!

13/07/2010 - 11:04 OKUYOR MUYUZ?

19/06/2010 - 02:18 BAĞIMLILIK

31/01/2010 - 15:16 KADINLAR

26/12/2008 - 22:22 İNTERNETTE KİMLİK VE DOĞRU DAVRANIŞ
 
Bilgelerden Sözler
Hayat Dersleri 2
Moda Biyografi: Carolina Herrera
Muhteşem Hayat Dersleri
Yetim Hemşirenin Öyküsü
YEŞİM KALE
YAZAR-DİŞ HEKİMİ
YENİ BAŞLANGIÇLAR
ZEYNEP KURTULUŞ
Alıntılar
AİLENİN ÖNEMİ
KORHAN ATAOĞLU
Kahve Sohbetleri
ZENGİN OLMANIN KURALLARI
MAHİNUR ALİHANOĞLU
Gönül Yazıları
GÖNLE DÜŞEN ATEŞ
YESSIMI
Yessimi Şiirler
GÜLÜMSE
FASHION DESIGNER
MODA NEDİR?
ÇANAKKALE SAVAŞI Hikâyeleri
Çanakkale tekin değildir!
Paha Biçilmez Olmak
Kendinize verdiğiniz değerle ölçülür her şey...
Chanel 2.55 Çantanın Hikayesi
Chanel 2.55 çanta, dünyanın en çok satılan ve taklit edilen...
Ressam Gustav Klimt
Dekoratif tablolarında sevgiyi, ölümü, insan hayatının özünü anlatır.
İlham Veren Sözler
“Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız vardığınız yerin önemi yoktur.” PETER F. DRUCKER
Mucevherlerin Parlak Notaları
Mücevherlerin parlak notaları, her parlayışında farklı bir beste üretir.
Alexander McQueen
Modanın zaman ötesi serseri çocuğu Alexander Mc Queen...
Karl Lagerfield
Chanel ve Fendi'nin baş tasarımcısı ve kreatif direktörü Karl Lagerfield...
Şems-i Tebrizi Sözleri
Bu gönül işidir, kafa işi değil...
İsvicre'de Bir Güzel Şehir:Cenevre
İsviçre'nin en güzel şehirlerinden biri: Cenevre
   
Google
 

Tasarım : Network

Ana Sayfa   |   İletişim

©2010 steps365.com. Bütün Hakları Saklıdır...
Evden Eve Nakliyat