Yetim Hemşirenin Öyküsü
Bu hikayede anlatılan olaylar gerçektir, anlatımda isimler değiştirilmiştir.
07/12/2015


Yıllar önce çalıştığım kliniklerden birinde Esma Hemşire ile tanıştım. Onun canayakınlığı, samimiyeti ve iyiliğini unutamam. Hastanın yoğun olmadığı zamanlarda, Esma hemşire ile oturup kahve içer, sohbet ederdik. Samimiyetimiz ilerledikçe, onun hüzünlü bakan gözlerinde bir hikaye saklandığını ve uzun süredir büyük bir yük taşıdığını hissettim. Yine bir gün kahve içerken ona sordum. "Esma hemşire, sende çok ağır bir hüzün hissediyorum. Böyle bir hüznü taşımak sana ağır gelmiyor mu? Neden sana hüzün veren bu olayı benimle paylaşmıyorsun? Eğer çok çok özel değilse dinlemek isterim." dedim. Sanki bu soruyu sormamı beklermiş gibi yanıt verdi. "Ben de sizde güvenebileceğim bir insanın samimiyetini buldum. Tabii anlatırım. Ama bunu yazın, isim vermeden yazın ki, zalim insanların mutlaka sonunda ceza göreceğini herkes okusun, bilsin."



"Öyleyse anlat Esma Hanım, ben de yazacağım söz veriyorum. Böylece senin de içini yakan bu hüzün yol bulup akmış olur ve rahatlarsın. " dedim sevinerek...



Esma Hemşire kahvesinden bir yudum aldı; gözleri uzaklara, geçmişinden bir zamana gidercesine baktı ve anlatmaya başladı.



"Annem ve babam aşkla, birbirlerini severek evlenmişler. Annemin babası, dedem, çok zengin bir müteahhitmiş. Dayımla arası bozuk olduğu için, babam onunla birlikte çalışırmış. Bir gün, inşaat nasıl olduysa çökmüş ve babam orada çalışan birkaç işçiyle beraber ölmüş. Annem bu acıya birkaç ay dayanabilmiş. Ardından vefat etmiş. Dedem kardeşim ve beni yanına alıp büyütmüş. Sonra başka bir şehirde, küçük bir kasabada yaşayan, dayım ve yengeme emanet etmiş bizleri...Biz yengemle büyüdük. Yengem bize pek yüz toz vermezdi. Gerekenleri yapar, köşesine çekilir ya da komşularla vakit geçirirdi. Odasında büyük bir sandığı vardı ve yanına yanaşmak şöyle dursun, bakmamız bile yasaktı. Kilidini belinde taşır, yanından ayırmazdı. Dayım ve yengem, bize bayramlar dışında kıyafet, ayakkabı almazdı. 'Alışmayın!' derlerdi. Eskiler, işte...Biz de korkumuzdan soru bile sormazdık. Dedem iyice yaşlanmıştı ben de ergenlik dönemine girmiştim. Çalışkan bir çocuktum, kardeşim de öyle...Her ikimiz de okumak, kendi ayaklarımız üzerinde durmak, yengem ve dayıma muhtaç olmamak istiyorduk. 



Seneler böyle geçti. Bir gün dedemin ölüm haberi geldi. Dedemin pekçok yerde gayrimenkulleri varmış. Dayım ve yengem aralarında konuşurken duymuştum. Bize hiçbir şey belli etmemeye çalışıyorlardı. Biz de dedemin mirasından payımız olduğunu bile bilmiyorduk. Yengemin anne ve babası, bir otelden söz ediyorlardı. Onlara kahve götürürken duydum, ama ben ikramı yapmaya başladığımda sustular. Yengem de bana göz işareti yapıp gitmemi söyledi ve fısıltıyla konuşmaya devam ettiler. Salonda konuşurlarken ben de odama çıktım ve ders çalışmaya başladım. Akşam yemeğine kadar ortalıkta dolaşmadım. Dayım geldi, yemeğimizi beraber yedik ve yemekte dayım bana: Kızım biz yengen ve babasıyla birlikte Mersin'e gideceğiz. Siz kendinizi idare edersiniz. Bir iki gün yokuz, dedi. 'Olur dayıcım, dedim. 



Mersin'e giderlerken yolda uçurumdan aşağı yuvarlanmış araba...Üçü de sağ çıkmadı. Bir kez daha kimsesiz kalmıştık. Ancak, ölümlerinden sonra öğrendiklerimiz, bizi onların ölümünden bile daha fazla üzmüştü. Dedem yıllardan beri bize baktıkları için dayıma ve yengeme para gönderiyormuş. Yengem o paraların çok azını bize harcamış, kalanını bizden ve dayımdan gizleyip biriktirmiş. Anahtarını taşıdığı büyük sandıktan, altın bilezikler, takılar ve iki tapu çıktı. Bundan da kötüsü, dayım ve yengem, dedemin bize bıraktığı oteli, yengemin babasının adına yaptırmaya gidiyorken ölmüşler. Bize kalan payların hiçbirini bize söylememişler. Eskiden şimdiki gibi miydi?... Onlar öldükten sonra bir avukat gelip bunları bize söylediğinde, gözyaşlarına boğulmuştuk.



İşte böyle....Daha sonra kalanlarla okuduk, kardeşimle birlikte rahat bir şekilde yaşadık. Büyüdüğümüz kasabaya da bir daha dönmedik. Bu dünyada, ilahi adalet diye birşey var Yeşim Hanım..Buna gönülden inanıyorum."



Haklısın Esma Hanım, dedim ona...Buna ben de gönülden inanıyorum. Sizler hem yetim, hem öksüz kalmışken, sizin mal varlığınıza el konulması ve açgözlülüğün sonu böyle acı olsa da, ilahi adalete inanıyorum.



Hikaye beni etkilemişti. Gerçekten de bu hikayeyi yazmalıydım. Ancak araya yoğunluklar girip epeyce yıl geçtikten sonra, birden Esma hemşirenin sözlerini ve hikâyesini hatırladım. Sözleri hafızamda yankılandı :"İbret için bu hikayemi yazın..."



Yazan: Yeşim Kale