Yönetimde Hoşgörü ve Acımasızlık
İngiltere Kraliçesi I.Elizabeth'in büyük başarısının arkasındaki sırlar nelerdi?
08/02/2013

YÖNETİMDE HOŞGÖRÜ VE ACIMASIZLIK


Kıta üzerinde korkunç din savaşlarının sürdüğü bir dönemde, Elizabeth I çağının çok ötesinde bir hoşgörüye sahipti. İnsanların kendi ruhlarının mahremiyeti içinde, neye isterlerse ona inanmalarına izin vermeye razıydı ve kendisi bir Protestan olmasına rağmen tebasının Katolikliğini görmezden geldi. Bunun yanı sıra Katoliklerle Protestanları ortak milliyetlerinin asgari müşterekinde birleştirme amacı ağır basıyordu.


Aynı zamanda , gerektiğinde krallığını korumak adına cüretli ve acımasız da olabiliyordu. Elizabeth I, tüm becerilerini geniş ve kalıcı bir kişisel ilişki ağı oluşturmak için kullanırdı. Onun dikkate değer başarısının sırrı belki de buydu. Tamamlayıcı stratejilerle dolu cephanesini, geniş bir ilişki yelpazesini idare etmek için kullanırdı. Güveni temkinle, samimiyeti otoriteyle, açıklığı protokolle dengelerdi.


Bu yaklaşımın, yöneticiliği ve yöneticiliğini şekillendiren kararları üzerinde çok büyük etkisi oldu. Elizabeth I, meclis üyelerinden ve saray mensuplarından gelen tavsiye ve önerilere kulak verir, ama artıları ve eksileri kendi aklında ölçüp biçmeden harekete geçmezdi. Yetenek keşfetmede parlak becerisi vardı ve ülkesini dikkatle seçilmiş bir kadro yardımıyla yönetti. Onları yeteneklerinden, dürüstlüklerinden ve sarsılmaz sadakatlerinden dolayı seçmişti. Onlar en çekilmez halleriyle bile, Elizabeth I'in üstüne titrediği İngiltere'yi temsil ediyorlardı ve saf kan atlar gibi idaresi zor insanlar olasalar da, Elizabeth mükemmel bir biniciydi.


Üstün bir aklı ve boyun eğmez bir ruhu, olağanüstü bir karizma ve sezgiyle birleştirmişti. Saray gözlemcilerinden birine göre, "yumuşak başlılığı hükümdarlıkla birleştirerek halkının kalbini kazanmaya muktedir biri varsa, o kişi kraliçeden başkası değildi. Tüm meziyetlerini etkinlikle kullanır, her davranışı bir amaca hizmet ederdi. Gözü birinin üstündeyken, kulağı bir diğerini dinler, sağduyusu bir üçüncüyü değerlendirir, sözleri bir dördüncüsüne hitap ederdi. Ruhu adeta her yerdeydi ama kendi içindeki bütüaşka hiç bir yerde olamazmış gibi görünürdü."


Elizabeth I, monarşi tarihinde ender rastlanan kişisel bir hüner göstererek, hükümdarlığını yumuşak başlılıkla birleştirdi. Sarayındaki önemli kişilere yazdığı mektupları "müşfik hükümdarınız" diye imzalardı. Kaza geçiren, hastalanan ya da  bir yakınını kaybeden asilzadelerini malikanelerinde ziyaret ederdi. Önemli mevkilerdeki saray mensuplarına, kendilerini özel hissetmelerini sağlayan isimler takardı. Aynı kişisel hüneri tebasına da gösterirdi. Çağının prenslerinin huyunu suyunu bilirdi ve kendi ülkesine dair bilgisi öylesine kusursuzdu ki, danışmanlarından hiçbiri ona önceden bilmediği bir şey söyleyemezdi.


Halkının istek ve gereksinmelerine büyük önem veren Elizabeth, kraliyet gücünün ölümsüzlüğünün vurgulanması için, yarattığı gençlik imajının korunması gerektiğine inanıyordu.Sembol ve imajların gücünü bilir, tebasını etkilemek ve kendilerine moral vermek için onları ustalıkla kullanırdı. Efsanevi Zümrüd-ü Anka onun en sevdiği kişisel amblemlerden biriydi.


Kaynak: Dehanızı Keşfedin (Michael J.Kelb)